Kayıtlar

NOTLARDAKİ BAŞLIKLAR

      Altlarını doldurmak için bazı başlıklarım oluyor. Sırası geldikçe de "Huzursuzluğun Kitabı"ndaki küçük paragraflara dönüştürmek istiyorum. Başlıkların üzerinde kurgular geliştirmek zihnimi açıyor, edebi tartıya oturtuyor beni. Başlıklar ciddiyet taşımıyor olabilir, esas olan "öz fikrimin" ne olduğu, dağarcığımda ne var, bunu yoklamak.      Bu başlıkları neredeyse her gün iki-üç saat yazıda kaldığım "Masa Defteri"me yer yer koyup, o anlık hislerimle yazıya girişiyorum. Eğlenceli olmuyor değil. Aziz Nesin'in dediği gibi, "Bütün olan güzel şeyler olmaz denen şeylerden çıkmıştır." tesellisi, yaratıcı yazarlıkla alakası yok yani.     Başlıklar  1. O markete gitmiyor artık, sen ne alırsan onu yiyor.      Belki canı istemiyor. Belki dört tekerlekli sandalyeye mahkum. Belki paket servisi var. Belki seni kullanıyor. Belki senin elinden her şeye mutlu. Belki işsiz. Belki soytarının, sorumsuzun teki. Belki parasızlık, borç taktı. Be...

KİMSENİN OKUMADIĞI YALNIZLIK

      "Yalnız yaşayan insanların yaradılışlarında bir değişme oluyor; bir süre sonra, bu insanların tümü de birbirine benziyor." diyor Selim İleri. Anlatı biraz acıttı. İçime baktırdı. Günlerimin nasıl geçtiğine...     Ben Selim İleri'yi okudum da, dışarıya kapalı bütün defterlerimden  beni kim arayıp bulup okuyacak? Bu sayfalarda kalbimin sopalanmış kırıklıkları, uçarı heyecan ve sevindirik olunmuş zamanlarım var. Yıkık tiplere benzememek için direnmeler var. Soğutulmuş kahveler, yaz yaz bitmez, kalem tutan parmakların uyuştuğu üç güne bitirilmiş tükenmez kalemler de. Ağlayarak yazdığımı hiç hatırlamıyorum, ama yolculuk gibi, yazarken mutluluğumu izlediğim çok zamanları biliyorum. Her gün öyle ya da böyle, günün her saatinde yazıya oturabildiğimden, şöyle hafifçe bir düşünüp, yarım sarhoşlukla kağıda kalem salladığımı çokça anımsamıyorum. Hep bir ciddiyet, hep bir heyecan. Sus pus olmuş yalnızlık çeşitlerinden birini takınarak, düşünce gezintisine çıkmayı ...

KENDİME DÜŞÜNCELER

    Masaya oturduğumda kendime, "Uzun zamandır blog yazmıyorsun, bugüne kadar sende olan bitenleri şöyle bir toparlayıp bakıver" dedim. Yaşanmamışlıklar, ertelediklerin, ruh ve bedene vaktinde alamadığın şeyler misali insanın kapısına dayanan alacaklılar gibi bir şeylerle geriye bakmak.    "Huzurum sahiden yerinde" desem veya "Huzursuzum" desem, her ikisini de hangi argümanlarla açıklayacağım? Benim bu hallenmelerimi dikkate alan var mı ki. Bu bir soru değil, söyleniş. Bir mahkeme bir çocuğun... yetiştirilmesiyle ilgili... herhangi bir hususta karar verirken öncelikle "çocuğun refahını dikkate alacaktır," der çocuk yasasında bir madde. Başkalarının dikkati bende olmalı bu durumda. Fakat kendim kendime hangi dikkatte ve ne haldeyim?    Karşıdaki inşaat vinç operatörü her gün birkaç defa kule vince inip çıkıyor, yükleri evlerin arasındaki yoldan alıp inşaatın içine taşıyor. Sabahtan akşama haftanın beş günü bu böyle. Karşı kaldırımdan hastaneye çal...

KENDİME BAKABİLDİĞİM ORANDA ALEMDE HER ŞEY TANIDIK

  KEND İ ME BAKAB İ LD İĞİ M ORANDA ALEMDE HER Ş EY TANIDIK                  Doğanın içinde doğayla nasıl çalışırız ve karşılıklı nasıl anlayış sahibi oluruz konusunu irdelemek istiyorum. Bu yazıyı bu maksatla yazdım. Anton Çehov ile Lev Tolstoy bir kır gezisinde gördükleri bir at üzerine konuşurlarken, Tolstoy’un, güneşi, toprağı, çimeni, çiçeği atın hisleriyle anlatması üzerine Çehov, “Bundan önceki yaşamında at olarak yaşamış olmalısın” deyince, “Kendime bakabildiğimden beri alemde her şey tanıdık” der Tolstoy.                Ne yapıyorsak yapalım, kendimize bakabilmeyi doğanın içinde olarak, hafızalarımızda izleyerek, öğrenerek, işleme ve anlayış pratikleri yaparak tanıdık hale getirebiliriz.                “Hiçbir şey yerinde durmuyor; değişim ve dönüşüm b...

31 Mart 2024 Yerel Seçimleri Ardından

31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinin ardından 2 analizi Bloguma almak istedim.  Bunlardan birincisi, Ekonomist-Yazar Mahfi Eğilmezin açıklaması. “1. Enflasyonun yüksekliği ve hayat pahalılığı, gelir dağılımının iyice bozulmasına ve orta sınıfın çökmesine yol açtı. Ekonomik gidişin giderek bozulması seçmenin desteğini çekmesi sonucunu getirdi. 2. Kendilerine tanınmayan hakların çok sayıda sığınmacıya tanınması vatandaşların başkaldırmasına yol açtı. 3. Başkanlık sisteminin tek adam rejimi haline gelmesiyle tek kişinin kararlarının düzeltilmesi imkanı kayboldu. Oysa sistem değişikliğine gidilirken tam tersi vaat edilmişti. 4. Giderek artan yolsuzluklar, kamu kesimindeki israf seçmeni iktidara bir ders vermeye yöneltti. 5. İktidarın, Atatürk karşıtlarına gösterdiği hoşgörü ve yakınlık seçmeni iktidara dur demeye itti. 6. Hukukun giderek askıya alınması, laikliğin tehdit edilmesi insanları iktidar partisinden soğuttu. 7. CHP, çok iyi çalıştı, doğru adaylar çıkardı, yaklaşıml...

ZAAFLARI OLAN DİNGİLDİK İŞTE

     19 Mart 2024    ZAAFLARI OLAN DİNGİLDİK İŞTE     Kendime üzülerek bir yazı kaleme almak istedim.    Biliyorsunuz, bizde hükümetler genç işsizliği azaltmak için fabrikalar kurmak; teknolojik gelişmeler yapacak alanlar açmak; üniversiteleri dünya sıralarında ilk 10’a sokmak; kırsal kalkınma projeleri yapmak gibi ciddi işlerle uğraşmak yerine, işçi ve memurlarını yaşça erken emekliye göndererek yeni yetmeleri o masalara yerleştirerek yandaş toplamak gibi bir şey yaptıklarını sanırlar. Nihayetinde oy devşirmektir bu. Aynen gecekondu sahalarını görmezden gelme veya kaçak yapılara ruhsat verme gibi. Böylece ucuza emekli edilen insanlar ikinci iş kaparak hükümetin bu numarasını boşa çıkarmış olur. Kimi taksicilik, kimi pompacılık, kimi bar önlerinde özel güvenlikçi olur. Bir kısmı da kahvelerde okey ve piştiye veryansın eder. Genelden bahsediyorum. Bazı emekliler elbette STK’larda, derneklerde, doğa koruma işlerinde canla başla çalışırlar. Sa...