NASIL YAŞANIR (-SA)...
NASIL YAŞANIR (-SA)...

Her zaman olduğu gibi sabahları dünden önüme iki üç tane kafama göre takılacağım bir program koyarım, sonra sabah erkenden aklıma bir şeyler düşer, aklım ona kayar ve kendimi masamda; elimde kalem ve defterle bulurum. Huzurlu mu, huzursuz mu bilemediğim bir zihnim var; içindeki yakıtın adı 'heyecan' ve ateşleyicisi ise 'merak' derim.
Günün her zamanında, her yerde yazarım. Ne yazdığım ne kadar önemli veya önemsiz; bütün hayatım defterlerime girerken, aynı zamanda gezinirken zihnime üşüşenleri de not etmeye çalışırım.
Horoz, ancak ölünce dışına çıkabileceği özgürlük şarkıları söyler kümesinde. Ben kendimi bu duruma düşürmemek için uğraştım ve dışarıda da beş-on tünek bahşettim kendime. Bu tüneklerim: Özgürlük, Okumak, Yazmak, Gezmek, Etkili Farkındalık, Anlamlı Sabır, Ekolojik Yaşam, Belirsizlik Heyecanı, Şefkat ve Tasavvur diyebilirim. Bu tüneklerde zekam, heyecanım, duygularım ve düşüncelerim yükselir, iner ama birbirleriyle kıyaslamaya girmezler. Bazen günün hüznü boş yere toprağa akıtılır, bazen saniyeler geçmek bilmez ve bazen de top gibi seker aklımdaki her duygu vesselam düşünceye gülümseyerek ilerlerken.
Mesela bugün: Sabah 05:35'ten itibaren ayakta olduğum için haketmiş olmalıyım ikinci fincan kahveyi. Fincanın üzerinde Kupa Kızı arması var. Elinde bir gül tutuyor, arka fonların birinde kılıcı var. Aslan simgesi sağında. Ayağa kalktım, mutfaktaki ocaktan filtre kahve makinesine parmaklarıma kupa kızını takarak gittim, doldurdum ılık kahveyi. Saat 09:05'e kadar okumalarımın arasına bir portakallı karnabahar yemeği ve yirmi dakikalık ütü işini de soktum. Bunlar benim zihinsel dinlenmelerime destek olan şeylerden bazıları, yorgunluk verici değiller, iş olarak da bakmam zati. Bunun için yazdım. Ben emekliyim ve en iyi işim; kafaya göre takılmak. Bir de hafta sonu çalışmam için iki günlük plan yapmam lazım.
Nasıl yaşanır? Çok basit bir soru. Nasıl yaşanırsa öyle yaşanır. Ben ne kendimi ne de başkalarını asla küçümseyerek yaşamadım. Küçümseyenlerden de pek hoşlanmam doğrusu. İnsanlık için çalışanları, dünyaya hizmet edenleri, hayatlarını onurluca sürdürenlere ayrı bir saygı duyarak, onlardan bazılarına daha fazla kıymet vererek takıldım hayatıma. Çocukluğumun gözlerinde ne varsa, onları hala devam ettirmekteyim büyük bir keyifle.
Nasıl yaşanırsa yaşansın bir gerçeği vardır diye baktım hayata. Nasıl yaşanır sorusunun cevabında bir tek gerçek yok. Ruhu olan her şeyin kendi gerçeği var. Estetik ve anlamlı (kime ve neye göre) bir duruş sergileyen de var, bunu hiç anlamamış olarak bu dünyadan göçüp giden de; sonuçlarından farksız yaşayan da var, ışığı gören de; çaba harcayan da var, bana ne diyen de. Her birimiz bir yerde hayatlarımızın macerasındayız seçe seçe veya zorlatıla zorlatıla.
Enerjik ve üretici çalışma, başkalarına yardım etme vb şeyleri 'utanmazlık' ve 'başkalarının kaderinin akışını bozma' diye niteleyenler de var. Bunların yapılmasının çok gerçekçi eylemler -gerekli- olduğunu söyleyenler de. Hayalet gibi, hortalk gibi mi yaşayacağız? Onlarda kendi dünyalarında haşır neşirlerdir belki. Onların da 'yüce gönüllülük' ve 'toplumsal meseleler' dedikleri vardır belki.
'Nasıl yaşanır?' kitabı Sarah Bakewell'in. Saygı duyduğum bir arkadaşım gündemime soktu iki gün önce. İşte sabah bu hoop diye girdi aklıma. Defterimi usulca açıp zihnimden dökülenleri ve Bülent Celasun'un kitap hakkında yazdıklarını buraya alıntılayacağım Blok olarak da. Bakalım Montaigne'nin hayatı ve bu konuya bakış açısı -kitap bende yok okuyamıyorum ve buraya birkaç sözünü alacağım- nasılmış.
'Denemeler' i lise yıllarında okumuştum ve herkes gibi etkilenmiştim gençlik aklımla. Bana cesaret ve burnu havalılık vermiş, özgüven yüklediğini de anımsıyorum. Beni insan yapan kilometre taşlarındandı.
"Ölümü dert etmeyin" ve "Dikkatinizi verin" der Montaigne. Milyarlarca insan farklı ruh halinde, inanç ve eğitim düzeyinde. Din, etnik köken, akıl ve mantık çeşitliliği var. Mümkün mü tek bir cevap olması nasıl yaşanır ile ilgili. Tek cevap varsa, zaten anlamsızdır bu da. Herkes kendi duygu ve düşüncelerini yanına alarak, tercihlerine ve zorunluluklarına göre kendi yağında kavrularak geçip gidiyor işte bu dünyadan.
İnsan bir çevre içine doğuyor. Büyüdüğünde çevresini değiştirme seçeneğine her zaman sahiptir. Kendini ve ilgi alanını nasıl gördüğünü inandırıcı ve doyurucu bir şekilde en başta kendine anlatabilir ve kabul de ettirebilir. Yaşamı adına riskleri almak isterse; değişimler olur iyi ve kötü yönde. Savaş gibi konuların içine girmek istemiyorum burada. Doğduğumuz yeri kaderimiz yapma genellemesi hatasına hiç de düşmeyebilir bir birey. Eğlenceli, aydınlatıcı bir hayatın peşine sürüklenmek isterse bunun yolculuğuna çıkabilir olasılıklardan bahsediyorum her yaşta. Başına gelebilecek iyi ve kötü şeyler -gri şeyler de- vardır. Her renk başka bir fırsata kayıp gidebilir.
Prangalara vurulmadan önceki çaba; prangalara vurulduktan sonraki çaba elbette farklı olacaktır. Çözüm üretmeler de farklı yani. Ortada dolanan bir çok soru vardır: Hayatlarımızı eğlenceli kılabilir miyiz ve bunun için neler yapmalıyız, ne gibi fedakarlıklar; iyi düşünce çekim gücümüz nasıldır; bağnazlıkla aramız nasıl, hangi kafayı yaşıyoruz; kuşkuculuğumuzu neyle aydınlatıyoruz; çalışkan birisi olarak tanımlanır mıyız?.. Aklımızı neyle yiyoruz?.. Dikkatimiz nerede?
"Hiçbir şey bilmiyorum. Aslında buna da emin değilim." der Montaigne bir kez de. Her şey akış halindeyken nasıl yaşanır'ı nasıl bir kurala bağlarız ki? Gündelik yaşamlarımız var. Neyle dolduruyoruz bu 24 saati. Neyle dolduruyorsak bu zamanda düşüncelerimiz duygularımıza göre akmakta, devinip gitmekte, kopuk kopuk olan da var birbirinin üstüne devrile devrile giden de.
Konuya ilk girerken kendi yaşamımdan birkaç paragraf koydum. Ben oralarda huzur bulduğum için sürdürmekteyim. Ama oralara tıkılmadan. Zihnim açık. Yaşamından huzursuzsan, orda bir şey var demektir. Onu arayıp bulmalısın. Bu senin işin. Nasıl yaşanır'ın cevabı odur. Rahatsız veya daha başka bir şeyler olmalı diyorsan, yine arayışta-akışta olmalısın tek başına. Bunun sonu yoktur bence. Farkındalığı yükselte yükselte insana yakışır adapta yaşamak ve yaşatmak belirleyici hedef olabilir mesela. Resim yapmayı sevmezsin ama galeri kurdu olabilirsin veya ressamlara bir galeri açabilirsin. O olguda yerini bir şekilde alırsın. Resim yaparsın; başkası resmini satın alır; ötekisi evinin duvarına asar; sonra ikinci ele düşer; bir fakir fukara 10 liraya alır fakirhanesine asar... Bilemezsin bir şey nasıl da sonuna kadar yaşar! Belki ilk elden çöpe gider. Nasıl yaşamak nitekim hem özgür irademize bağlı hem de başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerdeki kararlara.
Kendimizin dışına çıkalım biraz. Olayların üzerine gidelim. Bahçemizdeki karınca yuvasını fark ettiğim anda, evimize de dadınırlar diye gidip yuvasına benzin döküp ateşe verdiğimizde 'nasıl yaşanır' veya 'nasıl yaşatılır' sorusu: Gücü gücü yetene; işimize geldiği gibi ortada; genel insanlık görevleri ile; her şeye adalet borcumuz var takıntısı ile; iyilik ve incelik iyidir diye; evrensel yaşama sorumluluğumuz var hissiyatı ile...
Bilinç üzerine yazan psikoloj Qilliam James, "Bir köpeğin deneyimini hiçbir şekilde anlayamayız" ve "Fundalıklar altında bulunan kemiklere duyulan sevinci ya da ağaçlarla direklerin kokusunu..." diyordu. Saatlerce karşımda duran ağacın tomurcuğunun üstüne konup konup kaçan iyi besili güvercini seyretmemin nedenini ne karınca ne de köpek, hatta bir insan anlayamaz olabilir benim gibi belki de. Tomurcuğun her üstüne sıçrayışta ürperdim. Nihayet, kırıldı. Uçup gitti güvercin başka bir dala. Karıncada, köpekte, güvercinde ve bende bir 'bilinç durumu' vardır değil mi? Hepimizin ayrı penceresi. Birbirimize anlayışta benzeriz ya da tamamiyle ayrılırız da. Farklılıklarımızla korunup güzelleşebiliriz değil mi. Orman kanunun da böyledir. Benzerliklerimizi, farklılıklarımızı, şefkati ve farkındalıklarımızı biraraya getirerek toplumda sağlıklı bir yaşam kurma kolaylığı aslında hep vardır. Daha bir sürü şey var. Üzerinde düşünme zahmetine katlandığımızda bir ampul gibi de bir deniz feneri gibi de nasıl yaşanıra uydururuz kendimizi. Buraya ait sözüm; objeler gerçeklikleriyle; insanlar candan olmayla yaşasa iyi olur.
Nasıl yaşanırsa, çelişkiler de yok mu, elbette var. Hayvanları neden kesiyoruz ve etlerini tavada kızartıp insanlar olarak yiyoruz ve buna beslenme diyoruz ve de neredeyse bunu her insan yapıyor. Çözülmesi gereken sorunlar var diye kendimizi salıp bırakamayız. Onlar üzerinde düşünmek de, çözümler aramak da bir nasıl yaşanır devamlılığıdır.
Montaigne, "İnsan işini iyi yapmalı ama çok da iyi yapmamalı" diye politikasını özetlemiş. Bu yazının kitapta (s.250) olduğunu B.Celasun der. Sanırım, 'ideal insan' peşinde olmaktan çekinilmiş bu özet sözle. Yüzleşmekten korkulmuş gibi bir his düşürdü içime.
Bülent Celasun başka bir yazısında: "Çoğumuz okumaktan, araştırmaktan, yeni şeyler öğrenmekten keyif alıyoruz. Konu evrenin oluşumu oluyor bazen, bazen yalnızca Gobi çölünde bulunan bir yaratığın biyolojisi, bazen insanda bilinçlilik durumunun nasıl oluştuğu. Bazen de günlük yaşamımızı oluşturan nesnelere ilişkin bilgilerle besliyoruz merakımızı. Kuru fasulye düdüklüde neden daha çabuk pişer? Saksıdaki kaktüslere ne kadar su vermek doğrudur? Elektrik süpürgesinin torbalı olması mı daha sağlıklıdır, torbasız olması mı?
Ancak kimi zaman, merakın okuyarak giderilmesi sürecinin keyfiyle kamaşan zihnimiz açık bir gerçeği kaçırıyor: Okumaktan alınan keyif yaşamaktan alınanla karşılaştırılamaz. Bilgi, deneyimin yerini alamaz. İkisi de ayrı ayrı doyurucu, eğlendirici olabilse de, bir futbol karşılaşmasını televizyonda izlemekle, o karşılaşmada ayağında krampon ile sahada koşuyor olmak aynı şeyler değildir... İnternette okuyacağım hiçbir satır, öğrenebileceğim hiçbir bilgi, bisikletin selesine oturup pedal çevirirken hissedeceklerimle karşılaştırılamaz. Bunu bilmek için bilgin olmaya gerek yok ama, günlük yaşamın iniş çıkışları, gürültüsü içinde insan yolunu böyle kaybedebiliyor işte.
Kararımı değiştirdim. Bisiklet alacağım. Bisiklet konusunda bilgilenmeyi hala istiyorum ama bisiklete binmeyi daha fazla istiyorum. Hem de hemen."
Yazara yukarıdaki yazıyı yazdırın, yine kendisinin yazdığı şu düşüncesi neden olur: "Felsefi Taoculuk akımının en tartışmalı kavramlarından olan 'Bilgi insanı mutsuz eder' i anımsattı. Gerçekten, okudukça, öğrendikçe, bilgilendikçe iç sıkıntım artmıştı. Parama göre, almam gereken bisikletin param yetmediği için alamayacağım bir bisiklet olduğunu, alabileceğim bir bisikletin ise kalitesiz olduğunu bildiğimden binemeyeceğim bir bisiklet olduğunu anladım. Sonuç olarak bisikleti almaktan vazgeçtim."
Bir analiz:
*Bilgilenme her kanaldan yapılıyor bisiklet üzerine. A5 bisikleti iyi diyelim.
A5'in fiyatı piyasada belli.
*Bütçemize uygun veya uygun değil olabilir.
*Uygunsa gidip satın alınır ve bisiklet sahibi olunur.
*Uygun değilse karşımıza iki seçenek çıkar: Birincisi, ikinci el bir A5 aramak ve diğeri; başka bir bisiklet işimizi görebilir mi diye düşünürüz. Cevabımız burada hayır'dır. Çünkü A5 almaya karar vermiştik önceden. İkincisi, ikinci el A5 alınmıyor, para biriktirilmek isteniyor.
*Ya ikinci el A5 bulunup alınır ve sonuca gidilir veya belki en sonunda bir A5 bisikletine ihtiyacımız olmadığına karar veririz.
Not: Grafiksel bir anlatı koyamadım buraya. Ama defterimde grafik halinde. Siz de bunu deneyebilirsiniz. Nasıl yaşanır'a bir örnek. Anlayışı ve farkındalığı yüksek tutarak, 'vazgeçmeleri' olumlayabiliriz. Bu fırsat var. Sadece kendimize göre değil, olaya göre zihnimizdeki seçenekleri artırabiliriz. Amacımızı gerçekten anlıyorsak bu yolu öneririm.
Bir örnek ve bir analiz daha:
*Odanın dökülen duvarları görünüyor. Bu durum gözlerimizin önünde.
*Yalnız yaşıyorsunuz. Önemli değil tamir ettirmek dersiniz veya önemli görürsünüz kendiniz için. *Veya, bir misafir gelir görür diye endişe içine girersiniz.
*Bozulan her şeyi, dökülen bazı şeyleri sen mi onarmalısın hep?
*Seçenekler çok: Yalnızsan, istiyorsan onar; yalnızsan, istemiyorsan onarma; birlikteysen, bırak başkaları onarsın; ya da öylece kalsın herkes için; ya da onarın hep birlikte veya tamirciye onartın. *Herkes mutlu olacaksa bir an evvel yapılsın.
Devamında:
*Birkaç kişiyle birlikte yaşarken, benim kendime zaman ayırmam lazım, bu beni rahatsız etmiyor, ben çiçekleri sulayacağım, kitap okuyacağım, bilim yapacağım, bisiklete bineceğim, çocuk yetiştireceğim, uyuyacağım, arkadaşlarımla gezeceğim, ziyarete gideceğim, işim başımdan aşkın, sorumluluklarıma yükleneceğim, kafayı çekeceğim, kedimi ve köpeğime zaman ayıracağım, savaş robotlarında şehitlik kavramını araştıracağım... diyebilirsin.
*Herkes başka bir şekilde düşünür. Duvar hala döküntüdedir ve yarık büyür, hırsız ne varsa alıp götürür.
Not: Duvar onarılamaz mıydı bir yol bulunarak? Herkes kendini bir şekilde eğlendiremez miydi öteki sorumlulukları da görerek?..
Nasıl yaşanır?
-Belki de düşlerin peşinde olarak
-Belki de kafaya göre takılarak
-Belki de zamanı ciddice öldürerek
-Belki de nasıl diye sormaya gerek olmadan
-Mutlu olduğumda yeter diyerek
-Ben, sen olmadan 'biz' olarak
...
Nasıl yaşasın?
Güvercin tekrar geldi. Hatta bir çift olarak yanında da birini getirerek. Güvey kandili birkaç ay önce derin budanmıştı. Ağaç güçlü; tomurcuklar patladı pembe pembe. Eğer kış kış etmezsem bu sene ağaçta ne yaprak ne çiçek olur; gider bir yıl ömründen çiçek açmadan ve tohum yaymadan.
Nasıl yaşayayım?
Terasa çıkıp 'kışkışlamam' benim iki dakikamı bile almaz.
Saygı ve sevgiyle kalın.
Yorumlar
Yorum Gönder