APTAL GİBİ GÖRÜNMEMEK İÇİN MAHVETTİĞİM HAYATIM
APTAL GİBİ GÖRÜNMEMEK İÇİN MAHVETTİĞİM HAYATIM 

Uzaklarda, eminim acayip güzel hayatlar var. Gözümü kırpmadan bakabileceğim çok daha değerli insanlar ve eğlenceler. Bir şeyden de ayrıca eminim ki; onlar ulaşılmaz değil. Haydi, ne duruyorsun o zaman!
Edebiyat bütün pençeleriyle alnıma konmuş bir kartal. Sanat, 'pençelenen yerden' göz çukuruma dolan, suratımdan sızan, beni acınacak hale getiren parlak şey. İnsanları da katarsak buraya, göğe yükselmeme az kaldı. Lafı mı olur geride kalmanın!
Yaşamımın sayılı günleri varken nereye yükseleceğim? İronik bir öngörüde 'bu başlıkla' saldırıyorum kendime. Aynı zamanda da bir gerçeklik var, zihinsel yönden beni dezavantajlı kılan bu düşüncemle hayatımı mahvettiğime de inanmış bulunuyorum.
Sabahın çok erken saatlerinde, kendime bakışım dipsiz derinlikten gelip vuran dalgaların yakıcı acısına benziyor. Çizdiği kırbaç eğrileri kumsalın altın sarısı kumlarını acı versin diye suratıma, hemen arkamda dört sıradağlara uzanan makilik orman gölgelenmiş bulutlarla soğukluğunu gövdeme ve çayırlarla otların arasında açan çiçeklerin belli belirsiz ipsi dikenleri ayaklarıma ve ellerime batarak benliğimi yok sayıyordu. Bu kadar acının arasında köyümdeki buğday ve arpa başaklarının rüzgarda salınışları geldi aklıma. On santimden uzun başaklar birbirlerine titrerlerken, bu başakların saygınlığı diyecektim... İyimser şeyler tümüyle de.
Birbaşıma kaldığımda, iç sesimin uyumuna kendimi bıraktığımda, farklılaşan günlerim olmakta, böyle de düşünmekteyim içimden çıkıp karşıma geçerek. Mızrakları kendime doğrultarak desem daha doğru. Yine de kendi şövalyem olmak gururunu yaşıyorum.
Ömrüm boyunca, hayatımı ezen koşulların hiç olmaz ise bazılarından kurtulmak için mücadele ettikçe, buna karşılık kendimi benzer koşullar tarafından kuşatılmış olarak bulduğum çok oldu. Aptal görünmemek -elbette bunu kabul etme nedenim neden olsun ki, demeden, bir yoklama çekmek hayata- için olayların örgüsünden bana karşı olanları çekip atmaya çalıştım. Bu mücadeleyi verirken başka şeylere ayıracağım zamanlardan çalmayı yeğledim. Diyelim ki, beni boğmakta olan bir eli boğazımdan uzaklaştırırken attığım bıçak darbelerinden bir tanesi, bıçağı sapa kaydırdığım için, şah damarıma da bir darbe yemiş oluyordum. büyük ve kansız pencereden bakarsam; o eli söküp atan kendi elimin, beni kurtarırken boynuma bir ip de geçirdiğini fark ediyorum. İpi boynumdan çıkarıyorum büyük bir dikkatle -bu kadar aklım var- ama bu kez de kendi ellerimle boğazımı sıkmama ramak kalıyor.
Keni kendisinin kölesi olmayanları özlüyorum, onların yanında durmak için başka şehirlere kaçıyorum. Başka ülkelere. Şimdilerde, aynalarda gördüğüm suretim, 'Aferin eşek kafalı' demekte. Zayıf ve beli büküklük tamam da, zihni sulanmak da ne demek bir Pazartesi günü?!
Sevgi ve saygıyla kalın.
Yorumlar
Yorum Gönder