YAŞAMI GELİŞTİREN İHTİYAÇLARIN ORTAYA ÇIKMASI ve ARKADAŞLIK DÖNGÜLERİNDE VERİMLİLİK

    YAŞAMI GELİŞTİREN İHTİYAÇLARIN ORTAYA ÇIKMASI ve ARKADAŞLIK DÖNGÜLERİNDE VERİMLİLİK...

    Memduh Bayraktaroğlu Bey iyi bir YouTuber'dir. Bilgilerinden, anlatılarından bilgilenirim. Birinci anekdotu, Amerikalı bir karikatürist "Her politikacı ülkeyi kurtaracak kafayı aynada arar." demiş. İkinci anekdotu, "II. Dünya savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri başkanı Eisenhower, İngiltere Kralını ziyarete gider. İngiltere Kralı, Elizabeth'in babasıdır. Ona, kralın generallerinden Montgomery' i ziyaret eder. 'Derdiniz ne?' diye sorar Kral. 'Efendim, korkarım ki Montgomery'nin benim yerimde gözü var'. Kral geniş bir kahkaha atar, 'Çok teşekkür ederim, beni rahatlattın, ben de benim yerimde gözü olduğunu düşünüyordum' der. Yaşamı geliştiren ihtiyaçlar başkaları tarafından da ortaya çıkarılır, bize söz söylemek kalır. Eyleme gerek yoktur.
    Büyük edebiyat, siyasi mizah ustamız Aziz Nesin, "Böyle gelmiş, böyle gitmez" ve "Yol yokuşun başı, yokuş yukarı" demişti yıllar önce. Hatırlamış olmalısınız bu kitap başlıklarını. 
    Midemizle ilgili ihtiyaçlarımız fiziki sağlığımızı; zihnimizle ilgili ihtiyaçlarımız da kabaca ruh sağlığımızı ayakta tutar, geliştirir ve korur. 'Hayatın Gizli Hazları' adlı eserinde Theodore Zeldin, "Haklarınız için savaşın! Sakin olun! Zengin olun! Daha çok çalışın! Eğlenin! İyi insan olun!" der. Bu tip yazarlar, herkesin almak zorunda olduğu kararlarla yüzleşmiş, kendilerine has deneyimleriyle toplumun içinde kalmış, bu sırada ortaya çıkan her iki tür ihtiyacı belirleyerek çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Bizde de EmreYılmaz adlı yazarın hatırladığım kadarıyla, 'Genç Bir İşadamına Öğütler' kitabı vardı, onu yıllar önce okuduğumda çok cesaretlenmiştim. Yazarlar, hayatın gidişine karşılık vermiş kişiler. Daha açık bir ifade ile, geçmişte hangi fırsatları kaçırdıklarını bilerek hangi fırsatları da yarattıklarının, içine düştüklerinin bilincindedirler.
    Ankara'dan her dış ülkeye çıktığımda bilincim daha bir gelişir, kendimi daha bir ciddiyette; yapacağım işlere dört elle sarılmam gerektiğini hissederim. Hemen, birşeylerin, bir atölyenin, bir kursun, sağlığımla ilgili bir programın derdine düşerim. Başka insanların yaşam şekillerine göz gezdirdikçe, sokakta gördükçe, kendiminki ile karşılaştırma yaparım. Ne bulurum ne bulamam pek net değildir ama, mutlulukları gözlerde ve satın alma gücünde hissederim. Evet, tüketim toplumları da var israf toplumları da. Konumuz, bunların detaylarına girmek değil. Kendilerini güçsüz, toplum dışına itilmiş, hak ettiği  değeri görmemiş ve bu yüzden amaçsızlığı seçenleri de anlamaya çalışırım. Bir şeyi ihtiyaç haline getirip onun peşinde adil şekilde koşanlar ile boşvermişlerin dışında bir de nötr kalanları görürüm. Anlayacağınız, paranın, ön yargıların, sahteciliğin, yanlış anlaşılmaların yarattığı engelleri aşarak bir zihin geliştirmeye çalışırım bu yolculuklarda veya uzun süre kalışlarda. Bu anlayışla, oturduğumuz yerlerden hayata dair ahkam kesmek yerine, zamandan ve mekandan bağımsız zihin yapısıyla, çağdaş fikirleri hayatlarımıza pratikleriyle birlikte kazacak ihtiyaç listemi iyilik-fayda temelli oluştururum. 
    'Elimde imkanlar olsun, sonra bak nasıl iyilik temelli düşünüyorum, işler yapıyorum, görürsünüz...' diyebilirsiniz. Bu çoğu insanın yaşam boyu yanlış ve tersinden yaşamaya çalıştığı bir iletişimsizlik becerisidir kendisiyle. Aynen, 'Elmalarım olsun da, bak sepet sepet herkese nasıl dağıtıyorum' demeye benzer. Peki, elma ağacını kim dikmiş, kim gübrelemiş, kim sulamış, kim korumuş olacak? Elma yemeyi ihtiyaç haline dönüştürüyorsak, lütfen bir zahmet de ağacını iyi bir tohumdan dikelim veya elma ağacı olan birine gidelim veya para kazanalım ki başka bir üreticiden satın alabilelim.. 'Elimde büyük bir çekicim olsun da bak nasıl bütün çivileri çakıyorum' diye düşünüldüğü gibi, 'İyi bir film makinem olsa, size ne güzel filmlerimden göstereceğim' diyen birine 'Filmleri kim çekecek, kim kim oynayacak?' diye sorulması yerinde bir davranıştır.

    A.Kadir Özer' in kitaplarını bana, sevgili arkadaşım Yaşam Koçu Adnan Hazar tavsiye etti. 'İletişimsizlik Beceriksizliği' ve 'Ben Değeri Tiryakiliği' kitaplarını okudum. İlk kitabında, "Kişi davranışı nasıl kazanmıştır, nasıl ve niçin devam ettirmektedir?" diye sorar. "Kişi kendisini mutlu etme becerisini kazanabileceği gibi, mutsuz etme becerisini de kazanabilir; gece yatağına yattığında uykuya dalmayı becerebildiği gibi, kendisini uykusuz bırakma becerisini de kazanmış olabilir..." diye de devam ettirir.
    Eylül 1995 yılında yazdığı bu önsözden iki paragrafı arkadaşlık döngülerinde verimlilik başlığıma giriş olarak aynen alıntılayacağım. Kitabı da ayrıca tavsiye ederim. Çünkü bütün öğrenmelerimizin  sağlıklı topluma varmak için olduğunu düşündüğümden, kişisel eğitim şarttır, keyfe bırakmamalı diye düşünürüm. Benim bir Blog açma ve onu sürdürme çabam da aslen bu görev içindir. Bütün ürün verenler bu temel başlıkta çalışır. 
    "İletişim bağlantısını oluşturabilmek kazanılmış bir davranış ve becerilerin ürünüdür. Aynı şekilde, bir araya gelip de, zaman içinde tozu dumana katarak, birbirleriyle öfkeli bir mücadeleye girebilmek de kazanılmış bir davranış ve becerinin ürünüdür. Bu anlamda, kişiler ya iletişimi ya da iletişimsizliği becerirler. Benim gördüğüm de daha çok iletişimsizliği becermeleri olmuştur. İşte bu beceriyi anlayabilmek, nasıl olduğunu görebilmek, iletişim olarak tanımladığımız, o son derece temel sürecin nasıl becerilebileceğini anlamak olacaktır."
    "En yalın tanımıyla iletişim, kişilerarası bir düşünce ve duygu alışverişidir. Düşünce ve duyguların karşılıklı olarak anlaşılmasını içeren ve söz konusu olay veya sorunla ilgili karşılıklı tatmini hedefleyen bir süreçtir. Karşımızdaki insanın duygu ve düşüncelerini anlayabilmek, genel anlamda, duyguların nedenlerini ve düşüncelerin duyguların oluşumundaki etkilerini anlamayı gerektirir."

    Prof. Dr. A.Kadir Özer'in dışında, kendim bazı sorular sormak isterim burada. İletişim gerekli midir, iletişime neden ihtiyaç duyarız, iletişim devam ederken iletişimdekiler olarak görevlerimiz nelerdir, kafamıza ve gönlümüze göre atarlanıp, şiddetlenip iletişimi bir tarafa çekerken başkalarına yaptığımız saygısızlığın bedelini kim ödeyecek? Hele bir de iletişim açık sözlü devam etmiyorsa, mana ve imalarla götürülüyorsa, iş daha da karışmayacak mı?..
    Eğitim şart! Ben böyleyim, bir kenardan lafımı söylerim; bu fikrin temelleri de içeriği de paşa gönlüme bağlıdır. Aklım hangi yüzyılda kaldıysa öyle de davranırım... Verdiğim örneklemelerde saplantılı olurum, gün görmemiş kabalıkla olurum, kendim fikir üretmek yerine, başkalarının fikirlerinin ve söylemlerinin üzerine aynen yorum yapar, kabaca eleştirir ve de kişiselleştiririm konuyu... Psikolojik aksaklığım, davranış arızam, entelektüel kimliksizliğimle kendimi beğenmiş olarak sohbetin içinde kendi sevdiğim konularla dururum ve herkesin de kendim gibi olmasını, yapmasını beklerim... Böyle mi olacağız?
    Şiddetsiz iletişimi beceremeyenler ve çağdaşlığı pek yakalayamamış assoyal insanlardan uzak durmalıyız. Bu tipler insanı aşağı çeker, üzüntüye sokar. Kızgınlıklarını, kaygılarını, sevinçlerini, alınganlıklarını tahmin edemezsiniz. Mutsuzluklarını size de bulaştırırlar. Kendilerini suçlu hissetmezler genelde. Öğrenmeye karşı yılgındırlar. Televizyon ve gazetelerin belirli sayfalarıyla ilgilenirler tek tip bakış açısıyla. Hayata sadece kendilerinin tutunmaya çalıştığını sanırlar. Bilmezler ki, yüreğinin en derin yerlerin ne acı gömenler, gıkını çıkarmayanlar vardır... Çaresizliklerini acıtasyonla pekiştirirler. Hınçları ve intikam duyguları ağırdır zararlı egosu yüksek olanlar. Çökkünlüklerini inatçılıkları karşılıklı olarak besler. Daha nice şizofrenik duyguları vardır ve yer yer ortaya çıkarırlar en üst perdeden konuşarak. 
    Bu kadar duyguları kendime olanlardan ve çevremden toplayarak yazdım. Özetle, konunun gerçekliğinin bir kenara itilerek, duygu haliyle iletişime katıldığımızda konunun neden-sonuç içine sokulmamış olduğunu görürüz. Zurnayı eline alan istediği gibi öttürürken oyun oynayanlar şaşkınlık içindedir bir anlamda. Ben bunu bir şikayetim olarak buraya yazıyorum. Entelektüel kimliğimizi saygı ve sevgiyle, anlayışla, sabırla, merakla besleyerek iletişimlerin içinde olmak pek de değerlidir. Öğreniriz, öğretiriz.
    
    Arkadaşlıklarda... Er ya da geç gelen krizler sağlam temelli arkadaşlıkları dağıtacaktır. Ben buna inanmıyorum, ama yaşananlar da göz önünde. Sağlam temelli olamayanlar ve zamanla korunamayanlar zaten işe yaramaz çürüklükte olmakta bu durumda. 
    Hayatın, altından kalkılamaz çok büyük baskılar yüklediğini ve bunlardan bazı çok büyüklerini nasıl yaşadığımı unutanlardan da değilim. Bıçak sırtında durmalar vardı. Çevremizin ve ailelerimizi ve de en baskıcı hükümetlerin baskılarından uzak durmak da çok zor oldu. Geri kalmış ülke gibi yaşamaktan, sukunet göreceğiz umudunu yeşertmekten de yorulduğumuz zamanlar oldu. Ama yine de kendimi aciz hissederek pasif şükür ve sessiz sukunette tembelleştiren eylemler içine sokmayarak, eylemlerin daha iyi bir şeyleri tetikleyeceğini umarak hareket alanlarımı az az artırmaya çalıştım. Bazı denemelerim sonuçsuz kaldı, geriye de itti beni, ama ışığın da görüldüğü zamanlar çok oldu. 
    Burada yazdıklarım, kendimden verdiğim örneklerin hepsi de arkadaşlık ve sorumluluklarımız adına ipucu aramaktır. Bireyi yeni yönlere götürebilecek en iyi tasarım planlarını yine kendimizin bulacağını, ama arkadaşlıklarımızın geliştirilmesi için içsel gücümüzü kullanmamızın gerekliliğine inananarak.
    
    Heba edilmiş bir arkadaşlık nedir? Bu sorunu üzerine düşünmek isterken, yapıcı da olmaya çalışacağım. Uzun yıllar okey ve piştinin üzerine yıkıldık. Yeterince övgüye değer bireysel birşeyler yapamadık. Yapanlar varsa da başkaları tarafından bilmeyerek veya bilerek bir Schadenfreude gibi algılandı belki. Herbirimiz erdemli insanlar mıydık?Birbirimizi pasifize etmekten başka ne yapabildik? Arkadaşlıklarımıza gerçek katkılar pek sunamadık. En güzel gençlikteki meslek yaşamlarımız acı, zulüm ve tefecilere boyun eğmelerde geçti. Hayat zordu. Ülke sorunluydu. Yeter sermayemiz hep eksikti. İşsizlikler boynumuzu büktürdü. Mutlulukları eklemek yerine iflaslı yılları birbirine ekledik. Siyasi olamadık. İş kovalayamadık (ben siyasetin bunun için yapılmadığına inananlardanım). Meslek hayatımızı beyhude harcadık. Şahsen ben burda bir en az on yıl kaybettim. Ardından gelen yıllarda yurt dışında derlenip toparlanmaya çalıştım projelerde. Ekoloji alanında da paralel götürdüğüm hayatımla gerginiliğimi azaltmaya çalıştım. Bu konuda yazılacak çok şey var. 51 yaşında, bir gün dahi beklemeden emekli oldum izdivaya çekilmek için. Bu benim için bir ihtiyaçtı.
    Ne bir şöhret sahibi oldum ne de hayattan koptum. Resim, edebiyat okumalarım, yazmalarım alanında kendimi üniversitenin ilk yıllarından bugüne dek eğitmeye özel çaba gösterdim. Bazı kayda değer ekolojik yaşama dair şeyler ortaya koydum başka bir gurup ile. Üniversite sonrasındaki sınıf arkadaşlarımla birarada olurken bir ipucu birbirimizden yakalayamadık. İhtiyaç vardı ama bizde bu eksik olan bir şeyler vardı.
    Dışarda bir yerlerde değerli arkadaşlıkların kanıtlarını görüyordum. Siyasi ve bilimsel boyutlarda, STK gibi organizasyonlarda, çeşitli atölye çalışmalarında, kurslarda mesela. Sıradan insanların derin duyguları pek olamayacağından, acı veren düşüncelerde paslanırken, yukarıdaki saydıklarım arkadaşlık çölünde çiçek açan düşünce kaktüsleriydi belki. Geçmişi silip atamayız, unutabiliriz belki. 

    Hayatı bir deney olarak görenlerdenim. Bu deneyin sorulacak soruları ve verilecek cevapları vardır. Meraklarımız var. Hayatlarımızın sonuna gelmedik. Neler keşfettik diye sorabiliriz kendimize. 
    Detaylara dikkat eden arkadaşlıklar... Genelin değil özelin arkadaşlıkları... Gerçeği söyleyerek, her zaman daha onarıcı olanlar... Kem gözle veruhla bakmadan duranlar... Başarıyı samimiyetle alkışlayanlar. Bak, bir şey gördüm, okudum, gelin birlikte yapalım diyenler... Biraz kendinden bahset diyenler... Beni bir dinlesene... diyenler. Neredeler? İlişkilerde rol yapmayarak saygıyı hak edenler... Çok şükürler ki, hiçbirimiz şeffaflık ve dürüstlükte hatalaraa -sanırım- düşmedik bu soruları düşünerek.
    Arkadaşlıklar da düşünceler gibi kendi haline bırakıldıklarında öksüz, topal kalır. Ardına düşünülmediğinde zihin, daha önce kendi içimdeki bakışı yazdığım gibi, arkadaşlıkları var etmeye hemen hazır olamaz. 
    Gündelik yaşamın baskıları zihnimizi, emeğimizi, ekonomimizi o kadar meşgul eder ki, canı gönülden bir şeye katkı vermek istemiş olsak da bazen bu mücadele gereksiz veya atık olur. Çırpınırız bir şeyi elde etmeye ama, bütçe uygun değildir, sağlık yetersizdir, kültürümüz yetmez belki her şey uygun olduğunda da.. Spor yoksa, müzik yoksa, sanat da yoksa buna kaynaklık edecek, çırılçıplak kalırız arkadaşlıkların ortasında. Ne kadar insan olduğumuzun önemi gözlerimiz yaşarsa bile önemli olmaz. 
    Gizlilik, korkunun gayri meşru çocuğudur derler. Yalanlarla tutulmayan bir hayat var önümüzde. Lütfen birbirimize karşı daha açık, daha net, kırıcı olmadan, onu bunu saklamadan, birbirimizi onurlandıracak şeyler yapalım. Bir arkadaşımıza iki bira ısmarlamak hakikaten ona değer verdiğimizi ortaya koyar. Esirgemeyelim yemekleri ve benzerlerini.
    WhatsApp paylaşımlarımızda daha nitelikli, iletilere yüklenmeden, öz fikirlerimizi diğer arkadaşlarımıza hem saygı hem de fikrimiz olarak iletelim. Duygusuz olmakta sürekli iletilerde kalmak. Bu tür platformlar sadece başkalarının tercihlerini bizim tercihlerimiz gibi gösterme yeri değil, aynı zamanda kendi öğrendiklerimizin, kültürümüzün, yaptıklarımızın, gördüklerimizin, saptamalarımızın da paylaşıldığı yerlerdir. 'Ben başkalarının düşüncelerine karşılık olarak düşünürüm' demek pek de iyi bir şey değil. Beynimize günlük milyonlarca akış var, bunlardan süzüp kendi fikirlerimizi paylaşmak bana daha değerli geliyor. Fikirlerin bir anne, babası vardır, biz de babalarından biri olalım; anneleri olarak ışıyalım. Arkadaşlarımızın fikirlerinin zihnimizde ışık yakmasından bahsediyorum. Bağlayıcı olduğu için, verimlilik döngüsü yarattığı için. Yani bana öyle geliyor.
    Bu yazıyla arkadaşlıklarımızın birer iletişim miydi yoksa etkileşim miydi yoksa neydi, olduğunu aradım biraz da. Bence çok arkadaşlıklar 'bişi' değildir. Bir arkadaşı olmadığında, uzun süre arayıp sormadığında eksikliğinin hissedilmemesi beni haklı kılar 'bişi' olarak.
    İletişim süreçlerini tıkayan arkadaşlara karşı suskun kalmayalım, uyarılım. Taraf tutacaksak çıkarımıza göre değil, adil ve hak yanında olalım. Seçim ve tercihlerimizi geri kafalılıkta değil, devrimci çabalarda kullanalım ve ortaya bir verimlilik döngüsü sürelim.
    Nitekim, bu yazı biterken, son söz olarak; ortaya koyduğumuz performansımıza dikkat edelim. Yapılanları değerlendirmeyi görelim, takdir edelim ve içinde olmaya çalışalım. Birlikte üretme şekillerini arayalım. Çünkü amaç, bütünüyle sağlıklı yapıyı korumak.
    Sevgi ve saygıyla kalın. 




















 
    

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KENDİME BAKABİLDİĞİM ORANDA ALEMDE HER ŞEY TANIDIK

YAZMA İŞİ

GEÇEN GİDEN BİR HAYAT VAR