DEFTERLERİME GİREN BİLGE SÖZLER ile konuşmalarım (1-15)

    DEFTERLERİME GİREN BİLGE SÖZLER ile konuşmalarım (1-15)

    Sabahları kahvaltıdan başlayarak, hatta duşta bile, kaçta kalktığım fark etmez, iPad'ten Dünya ve Türkiye'deki haberleri ve Youtuber'leri izlemeyi bir süre alışkanlık edinmiştim, baktım bağımlılık yapmakta; zihnim tek düze çalışmakta ve gittikçe de fazla bir kültür akışı olmamakta.. idi. Bunu erken fark ettim. 
    Günlük haberleri izlemek bizi dünyanın tehlikeli bir yer olduğuna ve stresli olmamız gerektiğine inandırır. Heberleri izlemek adrenalinimizi çöpe atmanın, gün boyunca karmaşık streslere ulaşmanın veya eli kolu bağlı günü geçirmenin harika bir yoludur. Ben bunu gördüm. O ne dedi, bu ne dedi... Oysa sindirdiğimiz bilgilerde seçici olmaya çalışır ve deneyimimizi zenginleştiren içeriklerle ilgilenmek daha iyidir. Öğrenmek muhteşem.. Öğretmenler, kitaplar, dersler, sokakta gördüklerimiz, atölye çalışmaları ve buralarda çok nezih insanlar, guruplar var. 
    Kolay manada, elimin altında, ilk çaresinin de kitaplar olduğunu, okumaya daha fazla zaman ayırabilirsem, öz düşünme yetimin daha da artacağını biliyordum, öyle de oldu. Dış kaynaklı bilgi akışını da daha iyi seçebilme ve zaman tasarrufu yaptığımı da gördüm. 
    'Defterime giren bilge sözler' ile konuşma diye bir şey başlattım. Yeterliliğimi, yetersizliğimi görme çabasındayım. Çünkü fırsat yaratıp okudukça, ilave ve çıkarımlar yaparak bu anlayışımı da geliştireceğimi düşünüyorum. 
    Vesselam, bilge sözler, özlü sözler, saptamalar, sentezler ve teorileri okudukça, bu değerli fikirlerin sahipleri insanlara büyük saygı duyarak, entelektüel filtremden geçirmiş, buradaki Blog hayatıma almış, hafızama netlik kazandırmış oluyorum. 

    1. Özdemir Asaf der: "Sonra çekildim bir kenara. 
                                            Seyrettim olup biteni..
                                            Baktım;
                                            Kimde ben ne kadarım,
                                            Kim bende ne kadar kalmış diye..
                                            Geçen ömrüme bir damla gözyaşı akıttım;
                                            Yarısı 'adanmışlıkla' geçmiş.
                                            Diğer yarısı 'aldanış' ile.."
            Sevgili arkadaşım Namık Ferzioğlu gönderdi bu şiiri, bak dedi ömrüne! 
                        Baktım.
                        57 yıl olacak.
                        Bunun 56 yılı çocukluk aklımla geçmiş,
                        Gelecek ilk yıl belki büyüyecek.

    2. Anton Çehov Altıncı Koğuş'ta der: "Hayatınız muazzam bir şafak tarafından aydınlatacak olsa da eninde sonunda sizi de bir tabutun içine çivileyip çukurun içine atacaklar."
    Buna cevap olarak derim ki; bu nedenle henüz vakit varken, yaşarken, tabiatın korunması için elinden gelenin en iyisini kesinlikle yap ve ardında kalıcı güzel bir iz bırak. Ardından gelenler desin; ne güzel insanmış. Ardınca gelecek bir gönüllü belki, belki de bir torunun daha iyi soluk alabilsin, güzellikler içinde büyüsün. Benden söylemesi.

    3. Voltaire der: "Yaşının ruhuna sahip olmayan yaşının tüm sıkıntılarını yaşar."
    Buna cevap olarak derim ki; gezegenimizin katilleri ülke arıyorlar politikacılarını satın alacak ve yatırımlarını yapacak. Çocukken aldatılma şansınız çok daha yüksektir. Yaşınız ilerledikçe o yaşın ruhuna, aklına, mantığına, duruşuna sahip olmuş olmanız beklenir. 
    Sen gerçeği bilmiyorsan; görmemiş ve öğrenmemişsen, 'Bana göre...' diye başladığında yanlış yaparsın. 'Ortaya çıkmış gerçeğe göre...' diye başlaman ve sıralaman gerekir. Her günün benzer geçiyorsa, kendini kulene kapatmışsan, bilgi kaynakların güvenilmez ve doğmatik ise, senin 'bana göre'ne nasıl ve ne ölçüde bel bağlayacağız? Mesela, 26 Nisan 1986 Çernobil felaketini araştırma komisyonu başkanı Valery Legasov Viyana'da yapılan uluslararası toplantıda, (Kaynak: Gündüz Vassaf'ın 'Ne Yapabilirim?' adlı kitabı) ses çıkarmadan dinlediği hükümetinin yalanlarına dayanamamış, felaketin yıldönümünde intihar etti. Ölmeden doldurduğu ses kaydında ihmalden kaynaklanan cürümleri anlatmış... Patlamadan hemen sonra Batı'ya doğru Nükleer Bulut hemen yayıldı. Bu satırları yazdığım 2021'in 7 Şubat'ında, geçen gece Strasbourg'a sarı sahra kumu yağdı, gündüz gökyüzü sararmıştı adeta. Japonya Fukuşima, 11 Mart 2011 felaketinin ardından (29 bin ölü) Almanya nükleer santralini kapattı. 'Düşe kalka yürüdüğümüz, dünyanın en işlek yollarından İstiklal Caddesi'nin taşlarını düzeltmekten aciz Türkiye'de iktidar, felaketlere ev sahipliği yapan Rusya ve Japonya'dan nükleer santral ihalecisi...' Neresi için; Yeşil Karadeniz Yaylaları için. 
    'Bana göre..' diye seslenmek yetmiyor, az geliyor. Türkiye Çernobilden sonra Karadeniz Çaylarını bir güzel içti. Çünkü o zamanın bakanı televizyona çıkıp, çay demletip içmişti. Onun 'aldanmış bir insan' olduğunu o zamanlar bilenler vardı, uyaranlar vardı, ama ona inananlar da. İnanmayanlardan olanların arasında olmuş olmak dileğimle.

    4. Oryantal Tıp Doktoru Pedram Shojai der: "Öğren, büyü, geliş, sakin kal."
    Bunu okuyunca aklıma hemen 'Bilgiyi Düzenlemek' diye bir terim geldi. Güncel olayları önemsememek değil. Tam tersi. Bunun; sizinle ilgili önemli bulduğunuz olayların neler olduğundan emin olmanızdan, ilginizi çeken şeylerin derinliğine araştırılmasından, yani seçicilikten bahsediyorum. Her saniye beynimize bilgi akışı var. Ayaklarımızın pozisyonundan yüzümüze çarpan rüzgara kadar, sabah uyanıp da dışarıya baktığımızda gördüğümüz ve hissedebildiğimiz kadar tüm bilgiler aklımıza gürültü şeklinde yansır. Ayrıca beynimiz sürekli olarak eski anıları, sevinçleri, tramvaları, duyguları kol mesafesinde istikrarlı bir akışta tutmaya çalışır. Hepsi de bulunduğu bu yerde yüksek perdeden seslidir aslında. Huzurun içsel bir oyun olduğunu fark ettiğimizde kafamızdaki gevezeyi sakinleştirmeyi öğrenmemiz gerek. 
    Uzun bir müzik listeniz olsun bilgisayarda çalışırken mesela. Sarhoş bir ünlünün kendisini nasıl rezil ettiği; seviyesiz bir politikacının şarlatanlığı; şarkıcının ayağının kaldırım taşına takılarak düşmesi; tik tok'un saatlerinizi yemesi... hayatınızda çok yer kaplamasın.. Günlük okuma zamanlarınız, yazma saatleriniz, çalışma ve dinlenme saatlerimizi ayarlayabilirsek, Pedram Shojai'yi daha iyi anlamış oluruz. 
    Zaman kaybetmek; ebeveynler için, özellikle çocuklarının peşinden gereğinden fazla koşmakla, mutfakta gereğinden fazla zaman kaybetmekle, önceliklerini bilmemekle, haftayı ciddi programlamamakla, evde bir okuma odasının olmamasıyla, kendileri olmayınca her şeyin eğri büğrü gittiğini düşünmekle.. yaşanır. 
    Sosyal medyada 'Linç Kültürü' yayılmakta. Mr. Bean, Radio Times-İngiltere'den demişti. Biliyoruz.. İçine dahil olmamak daha bir iyi bilmektir. 

    5. Wikipedia da yazar: "Ruhullah Humeyni, iran dini lideri. Cumhurbaşkanı, şii molla, İslam Cumhuriyeti'ni kurdu. 24 Eylül 1902-3 Haziran1989 yaşam aralığı. Muhammed Rıza Pehlevi'yi devirdi. Evlendiğinde kendisi 27, Betül Sakafi Humeyni 15 yaşındaydı. 7 çocukları oldu. Bunlardan 2'si hayatını kaybetti. İslami İlimler Eğitimi aldı. Batı yanlısı çizgiyi reddetti. Amerika ve Rusya'ya karşı oldu. 15 yıl sürgünde yaşadı...
    Reza adlı bir fotoğrafçı sürgün sonrasını şöyle anlatır fotoğrafına bakarak: Sorgün sonrası uçakla İran'a dönerken sorulur, 15 yıllık sürgünden sonra ne hissediyorsun? Cevap; 'Hiçbir şey!'
    Humeyni ağır, karanlık kurşun gibi pelerinini ülkenin üstüne atarak ülkeyi karanlığa gömmüştür, manasında anlar bu 'Hiçbir şey' cevabını.
     Benim buraya bu notu almamın sebebi; Humeyni'nin yatak üstünde otururken bir resminde, Reza gözlerine bakarak onun 'karanlıkçı' olduğunu söyler. 
    Sanat kitaplarına bu aralar çok takılıyorum. Galerilere gitmem sıklaştı. İran hakkında çok fazla bilgim yok. Tahran'da oldum. Dökümantal filmlerde, özellikle ARTE de Mussolini, Hitler gibi ve günümüzde bazı liderlerin resimlerine baktığımda derin bir karanlık, korku vericilik görüyorum. 
    İmam Humeyni'nin 200 kadar on-line kitabı, tefsir, fıkıh, İslam Hukukunun kökleri ve İslam Gelenekleri ile ilgili kitapları vardır. Ayrıca kelam, gnotizm, şiir, edebiyat, devlet ve siyaset ile ilgili kitapları da vardır. 
    Daha derin bakmak, anlamak lazım. 
    Sonra, yerine Ali Hamaney gelmiştir.

    6. Turgut Uyar..  
    1. Şiir:
    "Ölüm bir hatıra gibidir insanda;
    Kah hatırlanır, kah unutulur.
    Fakat bir gün, bir gün nihayet
    Gözle görülür, elle tutulur.

    Şimdi taştan çıkardığım ekmekle,
    Çorba içmedeyiz sıcak sıcak.
    Fakat yarın kim diyebilir ki Turgut,
    Hatıra olmayacak?.."

    2. Şiir:
    Karım'a
    "Öyle büyük büyük hayallerin yok,
    Bir kuruşu, bir kuruşa eklersin.
    Ya bir zam, ya ikramiye beklersin..
        Tükettin ömrünü dağ başlarımda,
        Otuzuna varmadan anası oldun
        Beş çocuğun, sekiz on yaşlarında..
    Yılda bir gazinoya, Adalara.
    Bir kere de Florya'ya gidersin,
    Yılı bir rop bir çorapla edersin..
        Sen onuncu derece memur karısı,
        Vefakar çileli kadın kalbimin yarısı.
        Senin için ne söylesem azdır."

    Şairimiz. 'Defterime kendisinden 2 şiir düşmüşüm; Şairleri bu defterime yeter ele alsam iyi olacak.' Şiirler de benim için 'Bilge Sözler' altına girebilir kanaatindeyim. Kısa ve öz olduklarında. 
    1947 yılında Yezdan Şener ile evlenmiştir (1947-1966). Bu evlilikten Semiramis, Tunga ve Şeyda adında 3 çocukları olmuştur. 1969'da Tomris Uyar ile dünya evine girmiştir. Bu evlilikten Hayri Turgut Uyar oldu. 
    Babası Hayri Bey orduda harita binbaşısı olarak görev yapmıştır ve Ankara'nın ilk Latin Alfabesi ile yazılan sokak levhalarını geceler boyu çalışarak yazmış bir hattattır.
    Tomris Uyar ile (1969-1985) ömrünün sonuna kadar evli kalmıştır.
    1927 de doğdu. 1985'te sirozdan öldü. Mezarı; İstanbul Aşiyan Mezarlığındadır.

    7. Fikret Şimşek der: "Acayip bir suskunluğun ucu sonra herkese ahtapot kolları gibi 'zehir' olarak dokunur. Bu sözümü 6 numaralı defterimin 876. sayfasına yazmışım.
    23 Nisan 2021 tarihinde, bir önceki sayfadaki notum ise: Unutmayınız! Kötü liderlik korku altında yapılır. Kötü liderlerin statikoculukları tehlike altında olduğunda, hedefe giden her yol onlar için mübahtır. Onlar kafalarındaki büyük resme tek yönden inatla bakarlar. Gerektiğinde en sevdikleri dahil herkesi amaçları için harcarlar. Bütün uğraşlar sonunda ortalık yıkılıp, yakılıp, talan edilmiş, kan revan halde, ellerine asla hiçbir şey geçmemiş olur. Zihninizi fazla zorlamayın ne olmakta diye. Söylediklerimi kabul edin ve bunlara karşı başınızı dik tutun ve önceden uyanık olun; mücadelenizi büyük cesaretle organize olarak verin. 

    Mavi halkalı Ahtapot zehri: Dünya'nın en zehirli hayvanlarındandır,zehri aynı anda 30 insanı ve 10.000 fareyi öldürebilir. Zehri olan tetrodotoxin siyanürden 10 bin defa daha zehirlidir. Bu zehrin bir panzehiriyok ancak ölümden kurtulmak için kalp masajı ve süni tenefüs zehrin etkisini azaltır.

    8. Thomas Fuller der: "Her şey, kolay olmadan önce zordur."
    Derim ki; boyun eğen insan olmayın, olanlarla çok yolda olmayın. 

    9. Kemal Sayar der: "Körleşme manevi düzeyde tecelli ettiğinde; kalp idrak etmez, göz görmez, kulak işitmez."
    Derim ki; maneviyatı güçlendirmenin yolları vardır. İyi dostlar, iyi eğitim, sokaklarda iyi gözlemci olmak, değer vermek ve bir sürü şey daha. Ben kendimi yazarak gözlemliyorum neredeyse her gün. Bazen de not tutamadığım zaman oluyor. Gün içerisinde zaman önemli değil, her saat yazma isteğim veya yazılacak bir şeyler bulurum. İçindeki bilgiden ziyade, sanırım ben 'yazma eylemini' seviyorum. 
    Olan bitene ve bilmediğim şeylere karşı öğrenme merakımı yenemiyorum. Kültürümde yeter derece dolgun olmayan bir şey beni içine çeker; 'bunu çalış kardeşim' der. Araştırırım. Böylece ben başka yazarlardan, araştırmacılardan ışıklanırken, çalışmam gerekliliğini unutmayarak, defterlerimin önemini artırmaya çalışıyorum. Ben defterlerimin basit bir halkasıyım.
    Yazmak önemli bir eylem. Yazan insan, sanırım iyi düşünür de, unutkanlığının önünü kısmen alabilir, başka kaynaklardan, aynı anda müzik, sinema, tiyatro, edebiyat, sanatın çeşitli dalları, yayınlar, otobiyografiler.. izler de, takip eder ve de zihinsel pratiklerini artırır da. Benim bu eylem için düşüncelerim bunlardır. Körleşmemeye düşmemek için...

    10. Gündüz Vassaf der: "Çin'de hava kirliliğinden dolayı geceleri yıldızları göremeyen çocuklar var."
    Bozulan anlayışlar var. Hepimiz yoruluyoruz bu zihinlerin altında. İyi şeylerde olmak için, gün boyu zamanı ahmakların yaptıklarını anlamak ve onlara karşı çözümler üretmek için kullanmak zorunda kalıyorsak, mecburuz direnmeye, mecburuz kaybedenler kulubünden çıkmaya, enerjimizi yeniden yeniden toplayarak gerçekleri bilme gücümüzü artırmalıyız.
    'Ne Yapabilirim?' adlı kitabında Gündüz Vassaf 'Albinizm' ile ilgili yazar: "Cildimizin renklenmesini engelleyen, anadan babadan geçen kalıtımsal bir durum.

    "Yer Sahra'nın güneyi, Malavi, Zimbabve, Burundi, Tanzanya. Doğan her 5000 çocuktan 1'inin derisi pigmentsiz. Bembeyaz. 
    Nisan 2016. Maldavi'de evinde uyurken, 2 yaşındaki Whitney yatağından kaçırılır. Ormanda kafatası, elbiseleri bulunur. Kemikleri yok. 
    Binlerce yıldır süregelen inanca göre albinoların vücut parçaları, özellikle kemikleri sihirli. Hastalara şifa veriyor. Tam takım kemiklerin fiyatı 75.000 dolar. Parça parça da satılıyor. Binlerce yıldır süren bu yerel inanç vahşetinin günümüzde arttığı söyleniyor.
    Uluslararası Af Örgütü'nün destek çağrısı aracılığıyla haberim oldu. Fransa ve Almanya'da 40 kişiye 1 sivil Toplum Örgütü düşüyor. ABD'de 15 kişiden biri derneklerde faaliyet gösteriyor. Türkiye'de STK'lardaki artış son on yılda geriledi, 826 kişiye 1 dernek..."

    11. Latife Tekin, 'Sevgili Arsız Ölüm' de der: "Sonunda Dirmit şiir yazmanın bir yolunu buldu. Sözcükleri tek tek kafasının içinden alıp yüreğine koydu. Yüreğini 'güp güp!' attıran sözcüğü hemen kağıda yazdı. Yüreğini attırmayan sözcüğü yüreğinden çekip aldı."
    İstanbul Teknik Üniversite'sinde 1983 yılında okurken, İstanbul bana şiir yazmayı öğretti. Mutluluk, her yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı sevmektir gibiydi gezindiğim sokakları. Okulu bitirmedim, ama güzel bir şeye başladığımı biliyordum. Şiir ve edebiyatla orada eşitlendim. Hiç de zararı olmadı, tam tersi hala iyiyim.

    12. Haydar Ergülen der: "Vefa, bazen unutmaktır. Vefa, bazen bir insanı, bir anı, bir durumu unutmaktır, o insana rağmen elbette, o ana, o yaşantıya, duyguya, elbette, o ana, yaşantıya, duyguya, duruma gösterdiğimiz vefa sebebiyle.. Vefalı olmak için unutmak zorundayız." 
    Tuhaf mı geldi bu cümle? Doğru, bana da önceleri tuhaf geliyordu. ben artık vefayı, hatıralara tam bağlılık, ilk yaşantılardan hiç kopmamak, ayrılmamak, bir evi, bir şehri, bir anıyı terk etmemek ve duygusuyla teselli bulmak yerine, 'Yeniden yaşamak üzere geri dönmeyi göze alabilmektir' diye tercüme ediyorum. 
    Haydar Ergülen'e girmişken, birkaç değerli bulduğum anlatısını kitaptan buraya almak isterim.
    "Tuhaftır bazı kederler, sevinmek gibi gelir insana. Gelsin. Nasıl olsa geçen çocuk geçti gitti, bir daha gelmez. Gelmesin."
    "Bu yazının aradığı bir panktır belki de. Bir yağmurumuz eksik der gibi, bir parkımız eksikti deriz, o da yazıya girerse, açıp da kapatamadığımız cümle tamam olacaktır sanki. Bu yazı birazdan yola çıkacak ve aceleyle karalanan birkaç satır ne dediğini pek bilmiyor. Yolda kendine gelecek. Gözünün arkada kalacağını biliyorum."
    "Şükür küsecek kadar yakın dostlarım oldu hayatta. Yine de itiraf etmeliyim ben dostluğu sokaklardan değil, kitaplardan öğrendim. Kitaplarda altını çizmeye başladım dostluğun."

    13. Selim İleri 'Melun' adlı kitabında: "Kendimi öldürdüğüm geceler sayılamayacak kadar çok. Bunları yazarken kendimi öldürdüğüm geceler." der. 
    Selim İleri ile ilgili bir otobiyografi ve ondan alıntıları tek bir Blogda yazarım bir ara. Yukarıdaki sözüne Alexandre Dumas 'Monto Cristo Kontu' kitabından cevap versin istiyorum: "Olaylar siz farkına varmadan gelişiyor, siz onları düşünmezken onlar sizi düşünüyor ve katettikleri yolu gördüğünüzde bir anda neye uğradığınıza şaşırıyorsunuz."
    Geceler benim için de, sabahladıkça dinlendiğimi ve ruhumdakileri ürettiğimi, yazıya veya çizgiye döktüğümün şahididir. Sylvia Plath'ın 'Üç Kadın' romanında dediği üzre, "Otlar gibi yalnızım. Yitirdiğim ne? Bulabilecek miyim onu, her neyse o."
    Son olarak Sabahattin Ali'nin 'İçimizdeki Şeytan' adlı kitabından bir alıntıyı, birbiriyle ilişkili olduğunu düşünerek buraya koyuyorum: "Başının içindeki düşünceler tıpkı şu gökyüzündeki seyrek bulutlar gibi daimi bir hareket halinde, şekilsiz ve elle tutulamayacak kadar dağınıktı."

    14. Kırgız yazar Cengiz Aytmatov 'Gün Olur Asra Bedel' isimli kitabında: "Mesele toprak değildi. Herkese yetecek kadar toprak vardı. Mesele insanların dayanılmaz kötülüğünde idi." der.
    Kırgızistan, Bişkek'de Cengiz Aytmatov'un heykelinin önünde çekilmiş bir resmim vardır. Hemen orda, yakındaki bir Kahvede de hem yazı yazıp kahve içmişliğim. Çok mutluyum, bunu hatırlamaktan. 
    "Üstesinden gelemediği çelişkilerle başbaşa kalan insan, moral bakımından derinden derine sarsılır ama bunu kimseye söyleyemez, çünkü ona kimse yardım edemez. Bu korkunç bir yer kayması gibidir, tehlikeyi görürsünüz ama bir şey yapamazsınız."

    15. Oğuz Atay, 'Tehlikeli Oyunlar' kitabında, "Biz, her şeye hayret eden bir millet olduğumuz için albayım, sevinç ve şaşkınlıkla ellerimizi çırpıyoruz. Zaten her zaman alkışlarız. Beğensek de beğenmesek de, oyumuzu versek de vermesek de, her şeyi oyun sandığımız için durmadan ellerimizi çırparız. Ruhbilimciler de öyle söylüyor: Çocuk kalmak iyiymiş. Biz de iyi kaldık albayım; medeniyet bizi bozamadı."
    Ben de toplumun içinde, durumlara bakarak payıma düşmüş kötü sözcükleri aldım, muhakkak. Ama iyi şeyler de var, onları arayıp bulmalıydım. Mesela, bir kitap yazarsam adını; "Reklamı Atla' koymak isterdim'. Hayret etmeyin lütfen.
    Sevgi ve saygı ile kalın.
    

    
    
    















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KENDİME BAKABİLDİĞİM ORANDA ALEMDE HER ŞEY TANIDIK

YAZMA İŞİ

GEÇEN GİDEN BİR HAYAT VAR