NOTLARDAKİ BAŞLIKLAR
Altlarını doldurmak için bazı başlıklarım oluyor. Sırası geldikçe de "Huzursuzluğun Kitabı"ndaki küçük paragraflara dönüştürmek istiyorum. Başlıkların üzerinde kurgular geliştirmek zihnimi açıyor, edebi tartıya oturtuyor beni. Başlıklar ciddiyet taşımıyor olabilir, esas olan "öz fikrimin" ne olduğu, dağarcığımda ne var, bunu yoklamak.
Bu başlıkları neredeyse her gün iki-üç saat yazıda kaldığım "Masa Defteri"me yer yer koyup, o anlık hislerimle yazıya girişiyorum. Eğlenceli olmuyor değil. Aziz Nesin'in dediği gibi, "Bütün olan güzel şeyler olmaz denen şeylerden çıkmıştır." tesellisi, yaratıcı yazarlıkla alakası yok yani.
Başlıklar
1. O markete gitmiyor artık, sen ne alırsan onu yiyor.
Belki canı istemiyor. Belki dört tekerlekli sandalyeye mahkum. Belki paket servisi var. Belki seni kullanıyor. Belki senin elinden her şeye mutlu. Belki işsiz. Belki soytarının, sorumsuzun teki. Belki parasızlık, borç taktı. Belki sana gıcıklıktan. Belki uzaktaki AVM hastası. Belki senin gel gidelim demeni bekliyor. Belki yaşamın her şeyinden bıkkın. Belki pahalılık belini büktü. Belki haftalık mahalle pazarında daha keyifli...
"Belki canı istemiyor" düşüncesine bile baktığımızda, yani biraz üzerinde düşündüğümüzde, düz yazı uzar da uzar. Zihni açmak hakikaten düşünce dünyamızla, dolayısıyla çözüm üretme yeteneğimiz iyi alanlarda kullanılırsa evrensel mutluluk birikimine hizmet edecektir diye düşünürüm. Gerçeğin her türlüsünü kurgularla arayabiliriz. Çoklu pencereden bakabilme, dolayısıyla yüksek empati gücü bireyi şüphede kalmaktan korur ve aynı zamanda faydalı kılar diye düşünürüm.
Bazı arkadaşlarıma "Yazın..." diyorum. Ben iyi yazdığımdan değil, en başta kendim adına hayatı kendime anlatmada zihin açıcı olduğu için yazıyorum. Hakikaten, okuyan yazabilir de; yazma içinde olan, okuma alışkanlığında da olur, mecbur kalır. Sanatın bütün dalları kontrollü bir şekilde iyiliğe hizmet ettirilebilir. Naçizane kalbim bunları söyletir. Eğlenceli bir şey. Merakınız varsa önemli yazarların "Niçin yazıyorum?" söyleşilerini dinleyebilirsiniz.
2. Köfteyi yoğurdun mu?
Casino'da maaşını kaybeden kadın eve gelir gelmez, televizyonun karşısındaki armut göbekli çoktan kocası olmuş olan adama... sorar...
3. Evin içinde bir tanıdık yabancı ile yaşıyorum.
4. Esas karışıklıkta para var dedi politikacı.
5. Kendi yaptığımız işleri başkalarına yaptırmaktan çekinmeyen insanlara dönüşmenin adı nedir?
6. Bir bacıyı alınca diğerinden kurtulamazsın.
7. Sensiz daha önce nasıl yaşadığımı unutmuşum.
8. Bu etek ütülenecek mi canım?
9. Git birini bul onunla oynasana.
10. Yüzünde gözlerini küçülten bir gülümseme var. Ahh, Japonya!
11. Çocukken dalından çiçek koparıp yer miydin?
12. Niye saklanıyorsun?
13. İçimdeki yetişkinin sesi bana askıntı.
14. Oysa sorsam anlatır mıydı?
15. Sakın çiçekleri sulamadan terk etme!
16. Bütün dünya kendi .ikinde gücünde.
17. Panjurları indiriyorum Kemal.
"Bu it bir projeydi" dedi köydeki muhtar. "Ben bunu biliyordum ve hiç oyum nasip olmadı kele" diye de ekledi. "Yedi sülale, 50 kişi oy vermedik." Bostanı bellemeye devam eden komşu adam, "Vermedin de ne yaptın oyları?" diye meraklandı... Proje olduğuna inanan adam tepkili beli savurdu bir kenara, "Bir bok yedim ki hiç sorma"...
18. Sağır bebeğe kitap okuyan Anne.
19. Tamam, ver tavayı, çekil kenara be adam.
20. Gevezelik yapar gibi yazmaktan vazgeç.
21. Dinsiz imansızca yazma kardeşim, yazma.
22. Yaratıcılık berber seviyesine düştü canım.
23. Söz arkadaşlarıma vakit ayıracağım.
24. Yaratıcı yerel bir sezgi var içimizde. Bizi kurtaran da öldüren de bu.
25. Seks robotumu nasıl yağlarım diye soranlar var dünya üstümüze yıkılırken.
26. Tanrı onun suç dosyasının kabarmasını bekliyor.
27. Şüphe duyduğun herkesi öldür.
28. Bekarlara acıyan kadın.
29. Her anne baba yedeğinde bir hırsız evlat taşır.
30. Son noktayı sana onlar koyacak.
31. Yapay zeka son baltayı indirmede üzerinde çalıştıracağı kahpe çocuklarını arıyor.
32. Bir ömür boyu hastalarıyla eğlenen doktor.
33. Haydi, varsa kapasiten, en iyi sev de görelim.
34. Sarımsak doğrama kardeşim her yemeğe.
35. Fonumuzu başımıza geçirdiler ya helal olsunlar.
36. O ayçiçeğinin kafasını sen mi kopardın?
37. Dağ erikleri sararıp dökülmeden yetişelim ormana.
Yorumlar
Yorum Gönder